« Önceki |

19/5/2009

Bağlanmayacaksın!

BAĞLANMAYACAKSIN!

Can Yücelin;

‘’ Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne…’’
Şiirinden ilhamen risaleinur deryasından yudumladığım bazı hakikatlerin katreleri…

 

Çok güzel hakikatleri anlatan içli bir şiir. Risale-i nur penceresinden bağlılık olayına baktığımız zaman, görüyorum ki; Üstat meseleyi en ince ayrıntısına kadar anlatmış. Ve çözümü de sunmuş. Ve şiirdeki manevi hastalığı keşfetmiş ve reçeteyi sunup aklı ve kalbi tatmin etmiş. Elhamdülillah en önemli hakikatlerden bihaber olmamak büyük ni’met…

 

Allah, insanın kalbinin içini kendi muhabbeti için yaratmıştır. Çevresini ise sair şeyler için yaratmıştır. Daha doğrusu diğer şeyleri Allah namına sevmek için yaratmıştır diyebiliriz. Çünkü, mana-i ismiyle olan sevginin,kalbin çevresine dahi liyakati yoktur.

 

Nedir? Kalbin içi ve çevresi. Vedüd,kalbin içine şiddetli muhabbet cihazını yerleştirmiştir.Çevresine ise hafif muhabbet cihazını yerleştirmiştir.Bağlılık ise şiddetli muhabbetin tezahürüdür.O zaman şunu net ifade etmek gerekir ki,Rab her kula şiddetli bağlılık hissi vermiştir.Ve kendisi için verdiği bu cihazı,insan alaküllihal kullanacaktır.Ya Hakka ya halka…

 

Ve… Bağlılık yani vurgunluk… Ve bağlılığın mertebeleri; Meyil, ihtiyaç, aşk, incizap. Her biri katlanınca diğerini netice veriyor. Ve katlanılan mahal kalp. İncizap, aşkın bir üst mertebesi. Sevginin bağlanmanın en doruk noktası. Ve biraz önce zikrettiğim hakikatlerle bağdaştırırsak; Vurgunluk O’na olmalı. Aşk O’na. Ve nihayetinde incizap…

 

Allah’ın kendisi için verdiği şiddetli manevi cihazları O’nun dışındaki şeylere sarf etmenin cezası. Elemler, gözyaşları, karşılık görememe elemi, kıskançlık elemi. Ve en önemlisi Vedud’un dargınlığı.... Şarkıların çoğunun konusu; masivaya olan aşkın cezasının elemleri değil mi? Elemlerinden takattur eden gözyaşları değil mi?

 

Ve bu ateşe girene çözüm gene nurlardan. Masivayı terk edebilmek o kadar kolay mı? Hele âşıkken. Sevdalıyken… Yara almışsa kalp, cerrahi bir ameliyat gerekmez mi? Kalbi yarmak temizlemek masivadan! Meleklerin çocukken Nebiye(A.S.M) yaptığı gibi.(Ama O’(A.S.M)nunki masivadan bir temizleniş değildi)Ya baki entel baki hakikatini bütün hüceyratıyla haykırmak. Yaşamaya çalışmak. Birinci Ya baki entel bakiyle, masivayı temizlemek. İkincisinde ise ‘’ebed’’arzusuyla sadece O’na bağlanmak… İnsan bekaya ve baki olana âşıktır. Aşka layık olmayan masivayı temizleyip, aşka layık olan Bakiyi bulup kalbin merkezine sokmak…

 

Kolay mı? İrade işi. Hakka kullanıldığı zaman halka kullanılmayan şiddetli bağlılık söz konusu. O zaman bağlılığı O’na çevirdiğimiz zaman otomotikmen masivaya olan aşırı bağlılık izale olmuş olur. Yani bütün problem illaki kullanılacak olan şiddetli muhabbeti vaktinde O’na kullanamamaktan geçiyor. Mecazi aştan geçip O’na vasıl olmakta mümkündür. Ama nakıstır. Ve elemlidir…

 

Ayrıca, iman intisaptır. İntisap ise bağdır. Allah’a olan bağ. O’na inanmak, tanımak, muhabbet duymak. Ve lezzeti ruhaniyeyi hissetmek. Lezzet varken eleme kaçmak… Vedud varken masivaya koşmak… Velhasılı kelam aşkı O’na adamalı. Aşk O’na olmalı…

  Allah’ım seni çok seviyorum. Ve bir an imansız nefes almamayı düşünemiyorum diyebilmek. Yani bağlılıkta var ya ‘’sensiz olamam’’İşte bu sözü Rab için kullanmak… Sen olmasan olamazdım ki… Ve, iman etmeseydim dayanabilir miydim? Diyebilmek. Hani bağlanmakta varya. Olmazsa olmaz imanı, olmazsa olmazından saymak. İşte Rabbe bağlanmak budur… …

 

Ya Vedüd!Kendi muhabbetin için yarattığın şu kalbimin içine sığ!Ve aşkını sığdır!Biliyorum ki yere göğe sığmasan da mü’min kulunun kalbine sığarsın!Ve içine putların girmesine müsaade etme… Senin dışındaki tüm aşırı bağlılıklarım için beni affet Allah’ım…Bu yazı nefsimedir..

 

21/4/2009

FAHRI KÂİNAT ‘IN DOĞUMU

FAHRI KÂİNAT ‘IN DOĞUMU

                     Yıl 571 nuru yaratıldı çok oldu. O nur yüzden yüze aktarılıyordu Âlem onu bekliyor. Nurun hakiki sahibini bekliyor. Âlimler onu bekliyor. Tahrif edilmiş kitaplarda bile yüzlerce işaret var. Âlem ona muhtaç… Dünya cahil. Hele doğacağı muhitte ne yok ki insanlar öz evlatlarını diri diri gömüyorlar. Kötü adetler almış başını gidiyor. Yapan değil de yapmayana kızılıyor.

                              Ve artık H.z. Abdullah’ın alnında nur yok Abdullah ta yok. Anne karnında bir yetim var. Yakın zamanda öksüz olacak yetim var. Allah’ın en sevgili ve en çileli kulu ve ve resulü doğdu. Ama o öyle sıradan bir yetim değil. O yetim ki doğduğu gece göller kurur. Putlar devrilir. Ateşler söner. Doğumu bile hakkın geleceğini batılın yok olacağını haberdar eder. Daha o geceden melekler kovar şeytanları gökyüzünden. Putlar devrilir bir bir yeryüzünden…

                                Ve o geceden İslamiyet ışığı şarkı garbı ışıklandırmıştı. İslamiyet güneşi o geceden ışığını vermişti. Kutlu valide meleklerin elinde süt içmişti. Ne büyük bir saadet. Sebebi hilkat-i âlemin validesi olmak. Doğumuna sebep olmak…

                               Ama rabbi kendisi terbiye etmek istiyordu. Evet, onun terbiyecisi Rabbi olmalıydı. Daha çocukken acılarla yoğrulmalı. Çilelerle istidatlarını inkişaf ettirmeliydi.Kemale erdiği zaman nübüvvet görevini almıştı artık.Asıl mücadele,asıl çile işte o zaman başladı.Ve hayatında tek taviz vermeyerek,davasını vahşi bir kavime korkusuzca yaydı.İnsanlığın beşte birine ve yer yüzünün yarısına hakim olan İslam dininin temelini sarsılmaz bir şekilde attı…

 

Ve bugün doğduğu gün…Cenab-ı Hak tarafından’’Sen olmasaydın kainatı yaratmazdım’’ diye hitap edilen,sebeb-i hilkati alem olan habibin veladeti.Rabbin insandan istediği vazifeleri en mükemmel şekilde ifa eden model şahsiyet.Kendisine ittibaı Rabbin sevgisiyle doğru orantılı olan,peygamber efendimize ne kadar ittiba ediyoruz?Ne kadar ittiba o kadar Rabbin sevgisi…Çünkü Rabbin istediği kul,efendimiz(A.S.M).Ve sevdiği kullar efendimiz(A.S.M). gibi olanlar…

 

Bazen nerde ne yapacağımızı şaşırız.Ve, sünneti seniyye bir pusula gibi yol gösteriyor.’’Acaba Resül olsaydı bu durumda ne yapardı?’’sorusunu sorabiliyor muyuz?O(A.S.M).dediyse doğrudur.O(A.S.M).yaptıysa hikmetlidir,diyebilecek sadakati gösterebiliyor muyuz?Ve yahut ta sadakatimiz sadece lisan-ı kalimizde mi kalıyor?...

 

Peygamberin(A.S.M).sünnetlerini liseli talebelere sorunca,çoğunun aklına ‘’sağ el,sağ ayak…’’gibi hadisler geldi.Yanlış anlaşılmasın adaba dair hadisleri küçümsemiyorum.Ama Peygamber denince sadece adaba ait,sadece birkaç benzer  hadisin bilinmesi üzücü.Adatımızı ibadete çevirmenin yolu sünneti seniyede…

Ya ahlaka ait sünnetler.Tavrına dair sünnetler.Eş olarak,baba olarak,evlat olarak ve arkadaş olarak sergilediği tavırlar…Peygamberimizin doğduğu bi günde evvela kendime soruyorum?Ne kadar tanıyorum.Ve tanıdığım kadarının ne kadarını yaşıyorum!...

 

Allahım,

Risâlet semâsının güneşi, nübüvvet burcunun ayı olan yüce Peygambere (a.s.m.), onun hidâyet yıldızları olan Al ve Ashâbına salât ve selâm eyle. Bize, erkek ve kadın mü'minlere merhamet et.

Amin, âmin, âmin.

 

6/4/2009

KÂİNATA DEĞİŞİLMEYEN TALEBE

KÂİNATA DEĞİŞİLMEYEN TALEBE

İnsan birçok özelliğe sahiptir. Ama bazı özellikleri onda galiptir. Esma-i hünsanın birkaç ismi insanda daha galiptir, diğer isimlerinin tecellisine göre... Bu yüzden birini tarif ettiğimiz zaman, belirgin olan özelliğini söyleriz. Belirgin olan özelliği diğer özelliklerinin olmamasını anlamına gelmez. Ama vasıflandırıldığı özelliği kendisinde daha galiptir.

 

Ve şimdi ‘’Zübeyir ağabey’’denildiği zaman, hangi özelliğini yazsam diye düşünmeye başlıyorum. Ve gerçekten üstadın kendisi için,‘’kâinata değişmem’’demesinin nedenini daha iyi anlıyorum. Çünkü ahir zamandaki zatın sağ kolu da tıpkı onun gibi, câmî olmalıydı. Kâinat gibi câmî olmalıydı. Ve kâinata değişilmeyecek kadar kıymetli olmalıydı…

 

Ve şimdi tıkanıyorum. Hangi özelliğini anlatmaya başlasam diye…

Risale-i Nur dairesine girmeden önce yığınla kitap okumuş bir kitap aşığı. Ve Risale-i Nuru tanıdıktan sonra, günde 14 saat nurlarla meşgul olan Risale-i Nur mecnunu. Nurlar için derisini kâğıt, kanını mürekkep etmeye hazır bir nur fedaisi. Alaaddin tepesinde saatlerce okuyan, uykusu gelince yürüyerek okuyan ve artık tükeneceği zaman bir çukura gelip biraz kestiren bir nur sevdalısı…

 

Önce nura sonra üstat talip olup ikisini de elde eden iki kanatlı nur memuru. Bütün hasseleriyle bu uğurda çalışan ve gittiği her yeri hizmetle coşturan, memuriyetini nura memuriyete çeviren, hizmet için ‘’nabza göre şerbet’’düsturunu en güzel şekilde gerçekleştiren, veliler toplantısına gitmek için veli olan, uyumamak için her yolu deneyen kalbi delik, ama imanla dolu bir ağabey!

 

Hem üstadına fani hem Risale- i Nur’a fani bir şahsiyet. Üstadı hapisteyken yerinde duramayan her gün hapishanenin önüne gidip hapishaneye konulmayı bekleyen cefaya talip yüksek ruh! Ve hapishaneye girmeyi başaramayınca kendini ihbar eden bir mahkûm! Aslında onun nefsi kendisine mahkûm… Üstadını görmek için falakaya razı,’’vur’’diye haykıran, şecaati ve imanıyla meydan okuyan aziz ve cesur bir Talebe…

 

Üstadın hizmetine girdikten sonra, kendi deyimiyle’’taş’’olan bir talebe. Üstadı nereye yuvarlarsa oraya gitmeye razı, ama kalbi hep üstadıyla beraber olmaya can atan bir âşık. Üstadın hizmetindeyken bazen kapı eşiğinde uzanacak kadar sadık! Ve bazen yumurtayı pişirmeye vakti olmayınca çiğ yiyen, nefsinin merkubu! Üstadının hizmetine girdikten sonra hayatı merdiven inip çıkmakla geçmiş fedakârlığın zirvesinde bir ağabey…

 

Üstadının ölümünden sonra, cemaatte ihtilaf olmamak için azami gayret sarf eden ve Risale-i Nur çizgisinden bir milim ayrılmayan, çizgiden ayrılanlara müsamahayla bakmayan sadakatli, sabırlı azimli, yürekli, çelik iradeli, sebatkâr, ilmiyle amil… Hani derler ya ‘’adam gibi adam’’işte…

Ahir zamandaki şahsın en büyük varisini anlatmak bir sayfayla olmaz. Amaç, ölümünün yıldönümünde onu anmak bir fatiha okunmasını sağlamak ve böyle büyük zatları örnek almaya çalışmak…

Ve kısacık hayatını dolu dolu geçiren ağabeyimizi 38 yıl önce nisan ayında kaybettik. Ruhuna fatiha…

 

11/2/2009

ŞİMDİ HAYKIRIN TÜM ÇIPLAK OLAN KRALLARI

ŞİMDİ HAYKIRIN TÜM ÇIPLAK OLAN KRALLARI

Kral çıplak hikâyesini herkes bilir. Niçin susulduğunu da herkes bilir. Hayatta hep görürüz aslında çıplak kralları. Ama söylemeyiz. Daha doğrusu söyleyemeyiz…

              

Sizce niçin söyleyemeyiz? Bana dokunmayan yılan bin yaşasın dediğimiz için mi? Yoksa milletin etlisiyle sütlüsüyle uğraşmam bahanesiyle mi? Yoksa kalbi kırılmasın deyip, yüce Rabbin rızasını kaale almayarak mı? Yoksa başım belaya girmesin düşüncesiyle mi?

                 

 Bir gün çıplak bir kral görürseniz çekinmeyin söyleyin. Her doğru her yerde söylenmez ama bazen söylenmesi gereken hakikatler vardır. Ve bunu gür sedayla yapmak gerekir. Pısırık olmaya değecek kadar uzun bir hayatımız yok. Düşman ayağını boğazımıza bastığı zaman düşmanın yüzüne tükürmeye değer ebedi bir hayatımız var. Ve orada mükafatımız var. En önemlisi rızayı ilahi var. Ve Daha bu dünyadayken aldığımız manevi zevk var, sürur var, varda var. Ama zillet yok. Adam gibi adam olmak var. Kim sever ki dalkavukları…

                      

Kral çıplak deyin deyince ayıpları faş edin demiyorum. Ama söylenmesi gereken hakikatleri. Ve yapılan zulümleri göre göre sessiz kalmayın. Unutmayın ki sükûtta zamanla tasdike döner. Çünkü sessiz kalmayı kabullenmeyen insan zamanla yanlışları tasdik eder. Ve onlardan olur…

 

Ve şimdi haykırın tüm çıplak olan kralları!

 

Cehaletiyle hukukunu bilmeyip ehli hamiyeti dahi müstebit yapmak istemiyorsak...

 

H.z.Ömer’den dahi hesap soracak, Peygamber ashabı gibi olmak istiyorsak…

 

Dilsiz şeytan olmak istemiyorsak…

 

Zulme meyil bile göstermek ateşe koşmaksa…

 

Sükut tasdikse…

 

Haydi o zaman…

 

Geç bile kaldık

 

Teemmel!..

 

 

 

 

          

 

 

11/2/2009

ZULME ÜLFET

ZULME ÜLFET

Zalimlere meyletmeyin. Aksi halde ateş size de dokunur. (Hûd Sûresi: 113)

 

Benim âyetlerimi, az bir dünya menfaatiyle değiştirmeyin." (Bakara Sûresi: 2:41.)

 

                  

Başörtüsüyle ilgili bir yazıya, şu ayetlerle başlamak istemezdim. Başörtü imtihanını geçtiğimizi söyleyip kızlarımızı, analarımızı, babalarımızı, yöneticilerimizi tebrik edici bir yazı yazardım. İmtihanı geçtiğimizi yazmak isterdim ve şu ayetle başlamak isterdim…

‘’ Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, karşılığında onlara Cennet vermek suretiyle satın almıştır. (Tevbe Sûresi: 111.)’’

Karşılığında cennet verilse de,’’seve seve’’feda edilen bir dünya var. Asrın dehşetliği hastalığına mağlup oldu bu yasak. Ve geçemedik imtihanı… Sâri olan ‘’dünyayı ahirete tercih’’hastalığına tutulduk… Ve bu yasağa itaat ettik.

 

Önce zulüm gelir… İnsanlar ayağa kalkar ve bir sürü tepki. En güzel tepki, fiilen göstermektir. İmtihanı yaşayan için,boyun eğmemektir. Baba ve ana için evladına destek olmaktır. Ve ona doğru yolu göstermektir. Ve idareci için, bu zulme destek olmamaktır. Birlik içerisinde boyun eğmeseydik asla yasak bu kadar büyümezdi.

Mağdurlar için;

En büyük zülüm insana vicdan azabı yaşatmaktır. Buna vesile olmaktır. Bu zulme boyun eğenler için ‘’mağdur’’diyorum. Çünkü vicdanlarıyla hesaplaşmaktan bile kaçacak kadar kötü hallere girdiler. Ama mağdur sözü daha çok okuyamayan için kullanılıyor. Bence onlar mağdur değil muzafferdirler. Bu bir imtihansa ki hepimiz öyle inanıyoruz. Bu imtihanda dünya menfaatini ahirete tercih eden kazanmıştır… İşin ülfet kısmına gelelim, ilk başlarda bir mücahede ruhu vardı. Coşku vardı azim vardı. Çünkü direnişle yasağın biteceğine inananlar vardı. Ve birçok kişi okulunu feda etti. Ama direniş uzun sürmeyince, inançlar yeisle tükendi. Ve artık açmamak normalleşti. Arabadayken iki örtülü konuşuyor. Biri diğerine diyor ki;’’okumayı savunmuyor’’Birinden bahsediyor. Ve karşıdan sert cevap. Nasıl savunuyor ama… Artık değil direnme, değil mahcubiyet, açmanın gereğinden bahsedip,bir numaraları savunucuları olduk… Geçen gene bir konuşma ve bir ses’’Saçmalık okumamak’’…Evet sizce ülfet peyda etmedik mi? Nerde o mücahidin sözler. İnsan önce zulme  tabi olur. Ve zamanla normal karşılar… Korkarım bir gün yasağı savunacak hale geleceğiz… Sükût ediyoruz artık çünkü.Bazen sükût sukuttur!

Yasakçıları dahi şaşırttık. Onlar dahi bu kadarını hesap edememişti. İlk İstanbul üniversitesine yasak gelince bile çekinmiştiler. Ve kırılan her zincire yenisini eklediler. Ve ehli hamiyeti dahi, müstebit yaptıracak kadar arttı bu yasak…

 

 İdareciler için;

.Yasaktan nefret etmiş dahi olsa. Kılını kıpırdatmadı idareciler… Çünkü öyle bir yayıldı ki. Tuhaf olan yasak değil de. Başörtülü çalışmak ve okumak oldu. Örtüyle idare etmeyi göze alamadılar. Ve istemeyerekte olsa ‘’ehli hamiyet’’dahi olsalar müstebit oldular. Ve kimisi ‘’dindar’’kimliğinden o kadar korktu ki, bir solcu kadar özgürlükçü olamadı. Gözler üstündeydi. Çünkü…

 

Ve şefkatini yanlış kullanan valideynler!

Bu asırda şefkatini yanlış kullanıp, musibetleri kader cihetiyle hak eden valideynler!

Asırların tabibinin sözü yeter!

‘’ şefkatli valide, çocuğunun hayat-ı dünyeviyede tehlikeye girmemesi, istifade ve fayda görmesi için her fedakârlığı nazara alır, onu öyle terbiye eder. "Oğlum paşa olsun" diye bütün malını verir, hafız mektebinden alır, Avrupa'ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor. Ve dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor; Cehennem hapsine düşmemesini nazara almıyor. Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak, o mâsum çocuğunu, âhirette şefaatçi olmak lâzım gelirken dâvâcı ediyor. O çocuk, "Niçin benim imanımı takviye etmeden bu helâketime sebebiyet verdin?" diye şekvâ edecek. Dünyada da, terbiye-i İslâmiyeyi tam almadığı için, validesinin harika şefkatinin hakkına karşı lâyıkıyla mukabele edemez, belki de çok kusur eder.’’(lem’alar201)

Dünyadaki gelecek korkusuyla, çocuğunun üzerine titreyen valideynler! Asıl gelecek ahiret değil midir? Endişe-i istikbalin şiddetli şekilde verilmesinin nedeni ahiret için değil midir? Dünyevi vaatlere inandığımız kadar Sadıkul va’dil eminin vaadine inanmıyor muyuz? Yoksa…

 

Ve ‘’bana dokunmayan yılan bin yaşasın’’deyip susan vatandaşlar!

 

Bir şeairin kaldırılmasına karşı nasıl susarsınız. İnsan önce susar, sonra meyledebilir zulme dikkat!

 

Zalimlere meyletmeyin. Aksi halde ateş size de dokunur. (Hûd Sûresi: 113)

 

‘’Onlar dünya hayatını seve seve ahirete tercih ederler’’(İbrahim süresi3)

 

Nefsine muhalefet edenlere müjdeler olsun!

 

Not: Yazı çok sert gelebilir. Ama artık ülfetten başımızı kaldırmamız gerekiyor. Artık normal karşılamayalım. Me’suluz. Gafil kafaya bir tokmak gerek değil mi?...